Libya’da, İsrail’i destekleyen ülkelere yönelik talepler tartışılıyor

Libya, siyaset sahnesinde yaşanan bölünmüşlüğe ve 10 Eylül’deki selin yaraları henüz sarılmamış olmasına rağmen, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını destekleyen ülkelerin büyükelçilerinden Trablus’u terk etmelerini isteyerek ve saldırılar durmazsa bu ülkelere petrol ihracatını durdurma imasında bulunarak, kimsenin cesaret edemediği bir adım attı.

Fakat, Libya’nın doğusundaki Tobruk kentinde bulunan Temsilciler Meclisi (TM) ile Libya Devlet Yüksek Konseyinin, bu adımı atma nedeni ve bunun uygulanabilirliği soru işaretlerine neden oldu.

Öncelikle, “TM ile Konsey’in, düzenledikleri gösterilerle Filistinlilerin yanında yer aldıklarını gösteren Libya halkının desteğini kazanma amacıyla mı böyle bir talepte bulunduğu?” sorusu akıllara geldi.

İkinci soru ise “TM ile Konsey’in, bu cesur adımın uygulanması aşamasında Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile Bingazi’de Usame Hammad liderliğindeki hükümeti ne derece zorlayabileceği” oldu.

Ülke içinde ve dışındaki dinamiklerin etkisi ne yönde olur?

Başbakanı seçme ve görevden alma salahiyetini haiz olmaları göz önüne alındığında, TM ile Devlet Konseyi’nin pek çok Arap parlamentosunun sahip olmadığı bir yetkiye sahip.

Ancak ülkede iki hükümetin varlık göstermesi, bu yetkinin kullanılmasını neredeyse imkansız hale getiriyor. Tobruk kentinde bulunan TM’nin; ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın büyükelçilerinden ülkeyi terk etmelerini istemesi, bu büyükelçilerin çoğunun TM’nin nüfuz alanı dışındaki Trablus’ta olması nedeniyle sonuçsuz kalıyor.

Hatta TM’nin bu talebi, Trablus ve batı bölgesinde nüfuzu olan Devlet Yüksek Konseyi tarafından desteklense bile durum değişmiyor. Zira Konsey’in, Trablus’taki Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümetini bu talebi uygulamaya zorlayacak fiili yetkisi bulunmuyor.

Üstelik, ülkede 2014 başlayan iç savaş sonrası teker teker büyükelçiliklerini kapatan ülkelerin yeniden Trablus’ta faaliyet göstermesi için yoğun çaba harcayan UBH’nin, bunca emeği heba edip büyükelçileri sınır dışı etmesi güç.

Böyle bir adım atılacak olursa, Filistin adına yapılmış büyük bir siyasi fedakarlık anlamına gelir. Bu, UBH’nin ve Dibeybe’nin ülke içinde ve Arap dünyasında popülaritesini artırır ama menfi yansımaları da olur.

Ancak Dibeybe hükümetinin, iktidarda kalmaya devam edebilmek için Batı tarafından tanınma ihtiyacı göz önüne alındığında böyle bir adım pek olası görünmüyor. Zira böyle bir durumda Washington ve Avrupalı ??müttefikleri, Dibeybe hükümetine sırt çevirebilir ve tanınma meselesi de Bingazi’deki meclise kayabilir.

Ancak, TM ile Devlet Yüksek Konseyi, büyükelçilerin sınır dışı edilmesi konusunda ortak bir tutum sergileyerek -bu konuda siyaset ve halk nezdinde bir konsensüs de oluşursa- Batılı devletlerin elinden “Dibeybe hükümetini tanıma” kozunu alabilir.

Böylesine ortak bir tutum ise Fransız sömürgesine karşı yürütülen Cezayir devrimine (1954-1962) destek vermiş ve Mısır’dan gelen silahları Tunus üzerinden Cezayir’e göndermiş Libya halkı ve hükümetine yabancı değil.

Fakat, bu adım uygulamaya konulmadan önce Dibeybe’nin, Batı karşısında yalnız kalmamak için Arap ve İslam dünyasından benzer bir tutum ve desteğe ihtiyacı var.

Petrol ihracatının durdurulması imkansız değil ama desteğe muhtaç

TM ile Konsey’in, Gazze saldırılarında İsrail’i destekleyen ülkelere petrol ve gaz ihracatını durdurma adımı ise Dibeybe ve Hammad hükümetlerinin kararı olmadan da uygulanabilir ancak bunun da bazı sonuçları olur.

Daha önce ülkenin doğusundaki güçlerin lideri Halife Hafter’i destekleyen kabile ve aşiretler, petrol gelirleri üzerinde yaşanan anlaşmazlık nedeniyle limanlar ile petrol kuyularını kapatmıştı.

Bu senaryo, Gazze saldırılarına destek veren ülkelere karşı da tekrarlanabilir. Dibeybe ve Hammad hükümetleri, petrol ihracatını durdurmak konusunda zorlanırsa, Hafter’den gelecek desteğe (petrol hilali bölgesindeki kabilelere limanları kapatma talimatı vermesi) ihtiyaç duyabilir.

Ancak bu adım hayata geçirilirse, Libya’nın önde gelen müşterilerinin (İtalya, Almanya, İspanya, Çin, Yunanistan ve Hollanda) dışında kalan ABD, İngiltere ve Fransa zarar görmemiş olur. En büyük zararı ise Libya’dan Avrupa’ya ihraç edilen petrolde yüzde 23’lük paya sahip İtalya görür.

TM ile Konsey’in, büyükelçilerin sınır dışı edilmesi ve petrol ihracatının durdurulması talebi, “uygulaması güç ve ülke üzerinde ekonomik ve siyasi yansımaları olacak bir adım” olsa da Cezayir kurtuluş savaşına ya da 1973’teki Arap-İsrail savaşına destek veren Libyalılar için imkansız değil.

Ancak, güç koşullar içinde olmalarına rağmen Arap kurtuluş hareketlerine destek veren bu halkın, bu sefer Arap ve İslam dünyasından özellikle Cezayir ve Körfez ülkeleri gibi petrol ve gaz ihraç eden ülkelerden gelecek desteğe ihtiyacı var ki; 1973’te ABD ve İsrail’e destek veren ülkelere uygulanan petrol ambargosunun yaptığı etki tekrarlanabilsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx